Allerji Ve Bağışıklık
İlginç bir duyarlılık olayı12 yaşından beri her gün koyunları ile bir arada yaşayan bir çoban 47 yaşına geldiğinde birdenbire son derece şiddetli bir astım krizine yakalanır. O günden sonra çoban ne zaman koyun kokusu duysa bu kriz tekrarlanır. Bu olaydan sonra Widal ve meslektaşları 1914 yılında zararsız bir maddeye karşı gösterilen bu bilinmeyen tepkinin ilk verilerini saptadılar. Daha önce, 1901 yılında Charles Richet, ünlü bir okyanus araştırıcısı olan Monaco prensinin çağırılışı olarak prensin yatında deniz hayvan ve bitkileri üzerinde çalışırken anafilaksiyi (aşırı duyarlılık) bulmuştu. Richet kan dolaşımı ile ilgili etkilerini gözlediği deniz lâlelerinin dokunaçlarının özütü olan zehirli bir sıvıyı bir köpeğe şırınga etti.
Kendisiyle birlikte Monaco prensinin gezisine katılmış olan Portie ile bir seri şırınganın tıpkı aşıya benzer bir sonuç verebileceğini düşündü. Böylece hayvan bağışıklık kazanmış olacaktı. Fakat olaylar Richet’nin önceden sandığı gibi gelişmedi. İki şırınga arasındaki zaman arttıkça hayvanın davranışlarındaki ağırlaşma daha belirgin oldu. Hatta doz önemli ölçüde azaltılınca bile ölüm kaçınılmaz oldu. Tam bir dinlenme ile geçen birkaç haftadan sonra yeni bir şırınga yapılınca hayvanın öldüğü görüldü.
Demek ki anafilaksi aşının tam karşıtı bir olaydır. İlk şırınga, bağışıklık sağlamak bir yana zehirlenme yaratır ve zehirlenme hastaya aynı kolloidal madde yeniden şırınga edildikçe gitgide şiddetli bir hal alır. Richet tarafından açıklanan bu aşırı duyarlılık alerjik tepkiler zincirinin adeta ilk halkasını teşkil eder Fakat sonuçları o zamana kadar açıklığa kavuşmamış olan bu olayın varlığını ilk olarak 1906′da Von Pirquet saptamıştır. Alerji bir maddeye karşı duyarlılık gösteren bir kişinin bu maddeye karşı abartılmış bir biçimde gösterdiği bir tepki halidir. Organların bir çoğu alerjik bir tepkinin merkezi olabilir. Alerjinin en çok görüldüğü organlar deri ile sindirim ve solunum mukozalarıdır. Çünkü bu organlar salgıları kamçılayan organik bir madde olan histamin bakımından oldukça zengindirler.
Alerji olayları, genellikle alerjik maddenin koklanması, yutulması sonucu, ya da bu maddeye dokunmakla ortaya çıkarlar. Organizmaya giren bu maddeye antijen ya da daha doğru olarak alerjen madde adı verilir. Alerjen madde bir bağışıklık cisminin (antikor), yani ilk maddeyi etkisiz kılan bir başka maddenin meydana gelmesine yolaçar. Bu oluşum genellikle birden gerçekleşmez, çoğu kez ağır ağır ve organizma adeta bir doygunluk noktasına ulaşınca gerçekleşir. İşte o zaman antigenlerin ve bağışıklık cisimlerinin birbirleri ile çarpışmaları sonucu alerjiye yolaçan histamin büyük ölçüde boşalıma uğrar. Böylece ilk defa balık yenildiğinde kaşıntı olabileceği gibi evde uzun yıllar kedi beslenmesine karşın bir alerji belirtisi görül-meyip on yıl sonra birden ortaya çıkması söz konusu olabilir. Alerjinin günümüzde çok iyi bilinen bir olay olmasının bir nedeni de çağdaş hayatın alerji yapıcı öğeleri çoğaltmış olmasıdır. Günümüzün insanı çok zararlı birtakım kimyasal maddeleri gitgide daha fazla solunmakta, yutmakta ya da kullanmaktadır. Kıra gidildiğinde saman nezlesine yakalanmak olasılığını doğal karşılamak gerekir. Fakat iyice köpürmüş bir çamaşır suyunun kaynamasından doğan su buharının yüzde ürtiker yapması beklenmedik bir olaydır. Bu çeşit ürtikere hizmetçi kadınlarda çok rastlanır. Evdeki tozlara gelince alerjik tepkilerin yarısı bu tozlardan ileri gelir. Alınan ilâçlar, cilt üzerine sürülen merhemler de ciltteki birtakım tepkilerin nedeni olabilirler. Kısa bir süre güneş altında kalmak da egzamaya yolaçabilir-Böylesine çok çeşitli ve çok sayıda etken karşısında alerjik maddenin saptanması bir hayli güçtür. Hekim, adeta bir polis soruşturmasına benzer bir araştırma yapmak zorunda kalır. Hatta bazen cilt testleri uygulamadan önce, hastanın sık sık gittiği yerleri araştırmak gerekir. Bu testlerde, kuşku duyulan antigenleri cok az miktarlarda deri altına şırınga ederek çok küçük bir alerji sağlanır. Bu alerji teşhisi sağlamaya ve kesinleştirmeye yeter.
Alerjiye yolaçan maddelerin sayısı gün geçtikçe arttığından alerjiye yakalananların sayısında hızlı bir artış görülmektedir. Bugün insanların % 10′unun ağır alerjilere yakalandıkları kabul edilmektedir. Birçok insanda da süreğen olma eğilimi taşıyan hafif birtakım alerji olayları görülmektedir. Ne olursa olsun bütün alerji olaylarının tedavisinde ilk yapılacak şey alerjiye yolaçan maddenin ortadan kaldırılmasıdır. Ancak bu iş çeşitli sorunlar ortaya çıkartır. Çünkü alerjen maddenin varlığı hastanın özel ya da meslek hayatına sıkı sıkıya bağlıdır. Bu nedenle hasta duruma göre evini, çevreyi hatta işini bile değiştirmek zorunda kalır. Ağır alerji olaylarında, hastaya uygulanan tedavi ne kadar kusursuz olursa olsun, başarılı sonuç almak olasılığı çok küçük olabilir. Astım, saman nezlesi, ürtiker gibi rahatsızlıklar Von Pirquet’nin yaptığı çalışmalardan çok daha önce bilinmekteydi. Bugün saptanan alerji çeşitleri sayılamayacak kadar çoktur. Alerji bir ya da birkaç organı etkileyebileceği gibi bütün organlarda da görülebilir.

Leave a Reply