Anne Baba Ve Çocuğun İlişkileri
ANA BABA İLE ÇOCUĞUN İLİŞKİLERİ
Daha önce de görüldüğü gibi anne ile çocuğun ilişkileri doğal, içgüdüsel ve dolayısıyle kolay anlaşılabilecek niteliktedir. Baba ile ilişkileri ise daha karmaşık bir görünümdedir. Erkek, karısının gebeliği sırasında kendini ihmal edilmiş hisseder. Bu duygu doğumdan sonra da kaybolmaz ve kimi zaman daha da güçlenir. Baba, bir yandan çocuğu nedeniyle karısının sevgi ve özeninden yoksun kalabileceğinden endişe ederken, öbür yandan eşinin bebekle uğraşmaktaki ustalığını ve ona içgüdüsel ve kararlı davranışlarla kolaylıkla yaklaştığını gıpta ile izler. Kendini beceriksiz sanarak çocuğuna dokunmaktan bile kaçınır. Bu durum bir kararsızlık yaratır. Babaların, çoğu kez yadsımalarına karşın, yeni doğan yavruları ile uğraşmaktaki beceriksizlikleri eşlerinin sevgi ve özenini yitirecekleri korkusuna bağlanmaktadır. Çünkü babalar, bilinçaltında, yeni doğan çocuğun yalnız annesine gereksinme duyduğu düşüncesine1 sahip olmakta ve bu nedenle anne ile çocuğu başbaşa bırakma gereğini duymaktadırlar. Ayrıca çocuk eğitimi ile ilgili kitapların önerilerini dikkate alarak anne-çocuk ilişkilerini bozmamak ve bebeği rahatsız etmemek için geri planda kalmayı uygun gördükleri de düşünülebilir. Babanın çocuğu iie ilişkilerini etkileyen bir başka neden de, bebeğin doğumuyla omuzlarına yüklenen yeni sorumluluklar olabilir. Bundan böyle üç kişi için çalışmak zorunda kalan babanın yavrusu ile daha yakın ilişki kurmayı, onunla daha çok uğraşmayı daha ileriye bırakması bir zorunluluk olabilir. Günlük yaşamda sık sık rastlanan bütün bu olasılıklar, kadın ve erkeğin farklı yaşamları göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Sonuçta en modern genç kadınların bile birtakım tutucu düşüncelerin etkisi altında bulundukları saptanmıştır. Kadınlar, her ne kadar anne ve babanın çocukla ilgili rollerinin ayrı ve birbirini tamamlayıcı nitelikte olduğunu belirtmekte iseler de, kocalarının beceriksiz hareketlerini gözden kaçırmamaktadırlar. Belki de bu nedenle, eşlerinin kucağındaki bebeği bir an önce kendi kollarına almak için fırsat kollamaktadırlar. Bu, bir bakıma, eşlerine çocuk bakımı konusunda güven duymadıklarının bir kanıtıdır ve kocayı geleneksel tutumla kendi kabuğuna çekilmeye zorlamaktadır. Oysa günümüzde, toplumun peçirdiği evrim erkeği, kadının çalışmak ^orunda oluşu veya kendisine yardımcı olabilecek bir başka kişinin bulunmaması nedeniyle çocuklarına bakmak durumunda bırakabilmektedir, özellikle genç çiftler için geçerli olan böyle durumlarda babanın bazı noktalara dikkat etmesi gerekmektedir.
Çocuğun temel kişiliği ilk aylar süresince, tüm zamanını kendisi ile paylaşan annesinin etkisi ile oluşur. Bebeğin dış dünyadan edindiği ilk izlenimler annesinin göğsü ve daha sonra öteki organlarının çizgileridir. Bu durumda annenin çocuk için en yakın kişi olması olağandır. Yalnız, çocuğunun yaşamında bu derece önemli olan bir yeri olan annenin bu durumunu eşiyle paylaşmaya gayret etmesi gerekir. Çünkü daha başlangıçtan çocuğunun yaşamına giremeyen bir baba, bunu sonradan gerçekleştirebilmek için çok güçlük çekecektir. Böylece çocuğunun gözünde sürekli olarak dış dünyadan etki yapmaya çalışan zorlayıcı bir güç olarak kalacaktır. Birçok babalar çocuklarını ancak iki veya üç yaşlarından sonra ilginç bulurlar ve onları ancak o zaman anlamaya çalışırlar. Fakat, zaman ilerlemiş, ilişki kurma olanakları azalmıştır. Bu durumda sorumluluk anneye yüklenir. Anne, bazı yanlış ilkeleri unutup, kocasının da çocukla kendisi kadar uğraşabileceğine inanmalı, eşi ile çocuğu arasındaki bağların kurulmasını kolaylaştırmalıdır. Baba, mutlaka bir yardımcıdan daha yararlı ve yakın olacaktır. Bir babanın, çocuğun arabasını itemeyeceğini, banyosunu yaptırırken çocuğunun boğulmasına sebep olacağını, veya bireronunu verirken beceriksiz davranacağını düşünmek yanlıştır. Bu nedenle kadın kocasına güvenmeli ve onun çocuğuyla ilişkilerini pekiştirmelidir. Eşine bazı şeyleri deneme olanağını sağlayan, ondan kendisine yardımcı olmasını isteyen kadının bu davranışlarıyla gerçek bir baba yaratabileceği unutulmamalıdır.
Bu arada, sorumluluklarını tam anlamıyla yüklenen ana-babaların, aile “üçgeni” içine kapanarak dış dünya ile tüm ilişkilerini kesmek gibi sakıncalı bir durumla karşı karşıya bulundukları gerçeğine de değinmek gerekir. Gerçekten, bu tür ana-babalar arkadaşları ile görüşmemekte, bir yere gitmemekte, hiç bir şey okuma isteği duymamaktadırlar. Üzerinde önemle durulması gereken bu durumdan kurtulmanın çaresi ölçülü davranmayı bilmek, bazı sorunları bir ölçüde önemsememek gereğini anlamak ve kendi kişiliğini çok iyi tanıyabilmektir.
Anne ve babanın istedikleri zaman birlikte veya ayrı ayrı gezmeye çıkmaları, arkadaşları ile buluşmaları kadar normal bir şey olamaz. Bazı durumlarda, çocuğun varlığının durumu kolaylaştırdığı da bir gerçektir, örneğin çocuklu bir aileye konuk giden kişiler aceleyle hazırlanan bir akşam yemeğini kınamayacaklar, yemekten sonra geç saatlere kadar otur-mamaları gerektiğini göz önünde bulunduracaklardır.

Leave a Reply