« Kemik Vereminin Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler | Main | Anne Baba Ve Çocuğun İlişkileri »
Anne ve Çocuk
By admin | Temmuz 12, 2008
Annenin çocuğu ile olan ilişkilerini birçok psikolog ve araştırmacı bilimsel yöntemlerle açıklamaya çalışmaktadır. Bu arada üzerinde en çok durulan nokta bebekte, “anne içgüdüsü” diye adlandırılan bir duygunun olup olmadığıdır. Bu konuda çalışmalar yapan VVisconsin Üniversitesi profesörleri Dr. Harry ile M.K. Harlovv’un deneyleri oldukça ilginçtir: Bir yavru maymun doğumdan hemen sonra annesinin yanından alınmış ve odun parçalarının üzerine sarılmış bezlerden oluşturulan bir “yapay” annenin yanına bırakılmıştır. Yavru bir oyuncak maymun görünümünde olan ve içine yerleştirilen elektrik rezistansları ile ısıtılan bu yapay anneyi kolaylıkla benimsemiş ve sıcaklık nedeniyle gerçek annesiymiş gibi ona sarılmıştır. İki bilim adamının gerçekleştirdiği bu deney, yavrudaki anne içgüdüsünün varlığını yadsıyıcı bir sonuca ulaşınca, geniş yankılar uyandırmıştır. Ancak olayı bir de öteki açılardan incelemek ve sonra kesin bir yargıya varmak doğru olacaktır. Denemeden geçirilen^ yavru maymunlar büyümekte, gelişmekte, yapay annelerinin yanında yaşamlarını sürdürmekte fakat cinsel niteliklerini ve çoğalma içgüdülerini yitirmektedirler. Bir annenin çocuğunu kollarının arasına alarak sevmesi, kendine yakın duyması son derece mutluluk veren bir duygudur. Kadın yavrusunu emzirirken aralarındaki duygu alışverişi daha da artar. Anne bir yandan normal yaşantısını sürdürürken diğer yandan çocuğunun yaşamını paylaşmakta, onun anlamsız hareketlerini anlayıp yarım yamalak çıkardığı sesleri değerlendirebilmektedir’ Kısaca, yalnız anne ile yavrusunun katıldığı, başka hiç kimsenin paylaşamadığı yakınlık ilişkileri kurulmaktadır. Çocuğun, annesinin dölyatağındaki uzun ve karanlık yaşamdan, birtakım anılarla gelip gelmediği henüz bir sırdır. Çocukta doğum öncesi dönemden bazı antlar ve algılar kalmışsa, dölyatağının karanlık, sessiz, durgun ortamından, aydınlık, gürültülü dünyamıza geçtiğinde bu anıları, doğum öncesi yaşamının bu izlerini ona ancak annesinin dokunuşu anımsatabilecektir. Kadın, çocuğunda kendini görmekte ve kendisi için kurduğu tüm düşleri ona aktarmaktadır. Hatta, bazı kadınlar doğumdan sonra vücutlarının bir parçasından ayrıldıklarını söyleyecek kadar ileri gitmektedirler.
Anne ile yavrusu arasındaki çok değişik, giz dolu ancak o derece de düzenli ilişkileri açıklayabilmek için uzmanların yaptıkları yorumları dikkate almakta kuşkusuz büyük yarar vardır. Eğitbilimcilere göre, çocuğun yaşamının ilk günlerinde kazandığı deneyleri, doğum öncesi dönemin anıları ile birleştirmesinde annenin çok büyük katkısı olmaktadır Doğumdan sonra ortaya çıkan ayrılık duygusunu gidermek için, yavrusunun dünyaya gelmeden önce içinde yetişip geliştiği ortamı annenin sevgisiyle yeniden yarattığı bir gerçektir. Bütün bu gerçekler, kişiliğin biçimlenmesinde anne ile olan ilk ilişkilerin önemini belirtmektedir. Anne şefkatinden yoksun bırakılan veya yeteri kadar yararlanamayan çocuklardaki dengesizliğin nedenleri açıktır.
Ancak, bir bakıcının eline bırakılan bebekler ileride mutlaka bir dengesizlik gösterirler sonucuna da varmamak gerekir. Çünkü çocuk için önemli olan sevecenlik ve sevgidir. Bakıcı bu sevgi ortamını gerçekleştirebiliyorsa sonuç değişmez. Hukukçuların “evlât edinme” davalarındaki dayanak noktaları da budur. Kan bağına verilen önem giderek azalmakta ve konu çocuğun çıkarları açısından incelendiğinde sevgi bağları önem kazanmaktadır.Fiziksel temas anne ile yavrusu arasındaki eşs’12 uyumu pekiştirmekte, sonsuz mutluluk kaynağı olmaktadır.
Anne-çocuk ilişkilerinde psikologların gözlemler sonucu ortaya çıkardıkları bir başka sonuç da annenin çocuğunu kabul edememesi durumudur. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Kadının çocuk istememiş olması, çocuğun, iş hayatını veya özel yaşamını engelleyeceği düşüncesi, kendisinin sorumlu olduğu bir yanlışı gerçekleştirdiğini sanması gibi. Bu durumda anne, yavrusunu hayat verdiği bir canlı olarak değil, bir eşya gibi görmektedir. İşin ilginç yönü çocuğun bunu farketmesidir. Gittikçe güçlenen tepkilerle kendini bîr eşya yerine koymaya başlar. Hareket etmez, yemek yemez, ağlamaz ve sonunda, terkedilen çocuklarda genel olarak görülen ve “bebek koması” diye adlandırılan duruma girer.
öte yandan aşırı derecede titiz anneler de çocukları için tehlikeli durumlar yaratabilirler. Psikolojik yönden iki aşırı uç niteliğini gösteren bu tutumların ortak yanı anne-çocuk ilişkilerinin yanlış yorumu sonucu ortaya çıkmalarıdır. Görevini eksiksiz ve en iyi biçimde yapma çabasını sürdüren, her davranışının son derece kararlı ve yanlışsız olmasını isteyen titiz anne sürekli bir gerilim için de yaşamak zorunda kalmakta, yapmayı tasarladığı bazı davranışlardan birden bire vazgeçmekte, bir sevgi gösterisinde bulunacakken birden bunu uygunsuz ve zamansız bulmakta, kısacası sürekli olarak sinirli olmaktadır. Bunun sonucu çocuk da kararsızlık duygusuna kapılmakta ve annesi gibi sinirli davranmaktadır. Belirli bir nedeni olmaksızın ağlamakta, sütünü içmemekte ve gereği gibi uyumamaktadır. Mide kasılmaları ve ağlamalarla belirlenen karın ağrıları bile annenin yanlış tutumuna bağlanabilir. Bu nedenle anne, yavrusu ile olan ilişkilerinde çocuk bakımının katı ve geleneksel kurallarını aşmalı, onunla arasında yakın bir bağ kurabilmelidir.Bebek birkaç haftalık olunca, yatağın üzerine soyunuk olarak yatırılarak istediği gibi hareket etmesi sağlanır. Bu jimnastikle bebeğih bütün kasları güçlendirilir, bebek üç aylık olunca başını dik tutabilir.Çocuk doğduğunda sadece herhangi bir evde gelişi güzel bir yer edinmiş değildir. Aynı zamanda aileyi oluşturan bireyler arasında yer alacak ve anne ile baba arasına yerleşerek anne-çocuk-baba üçlüsü ilişkisinin doğmasını sağlayacaktır.
Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!
Üst Kategoriler Bebek Ve Çocuk Sağlığı, Kadın Sağlığı Ve Kadın Hastalıkları |

