SPONSORLU BAĞLANTILAR

Bağışıklık Yanıtı Tepkileri

BAĞIŞIKLIK YANITI

Antijenin bedene girmesine karşı oluşan bağışıklık tepkilerinin iki görünümleri vardır. Tepkileri hücreler arasındaki beden sıvılarında dolaşan etmenler (antikorlar) ya da doğrudan doğruya özel hücreler (lenfositler) yaratır.

Bu yüzden sırasıyla, kanda dolaşan antikorlara bağlı bağışıklığı ve hücresel bağışıklığı inceleyeceğiz.

Kanda dolaşan antikorlara bağlı bağışıklık Antikorlar

Antikorlar, organizmaya bir antijenin girmesinden sonra beliren ve özgül olarak bu antijenle birleşme yeteneğinde olan kan plazması globülinleridir.

Antijenin bedenle ilk teması, antikor yapımını başlatır. Ama, insan ya da hayvan kanında «doğal» antikorlar denen ve herhangi bir antijenle temastan önce ortaya çıkmış antikorlar da bulunabilir. Ne var ki, bu doğal antikorların çoğunun, antijen ile ya da bu antijeni taşıyan hücrelerle önceden olmuş ve farkedilmemiş bir temas sonucunda ortaya çıktıkları sanılmaktadır. «Mikropsuz hayvanlar» denilen doğurmuş ve mikroplarla hiç temas etmeden yetiştirilmiş ve beslenmiş hayvanlar, bunun deneysel kanıtını oluşturur. Bu hayvanların ne antikor yedekleri, ne de antikor bellekleri vardır (anneden geçenler dışında). Antikor üretici do kulan, ya gelişmemiş ya da körelmiştir. Yetişkin çağda normal bir ortama konulurlarsa, bağışıklık savunması eksikliğinden ötürü, en küçük enfeksiyonda ölürler.

Antikorların yapısı

Kan plazması proteinleri, elektroforezle birbir lerinden ayrılabilirler. Bu teknik, jeloz içeren bir

kap içinde kan proteinlerine bir elektrik akımı uygulamaya dayanır. O zaman proteinler, molekül ağırlıklarına göre değişik hızlarla, pozitif kutba doğru göçederler. Akım durdurulduğunda, farklı kümeler halinde ayrı ayrı durdukları görülür. Sırayla albümin ve globülinler ayırdedilir. Globülinler 3 gruba ayrılırlar: Alfa, beta ve gamaglobü-linleri. Antikor özelliğinde olan globülinlerin büyük bölümü gama grubundandır. Bunlara «imüno-globülin» (İg) ve aralarında beta grubundan da birkaç antikor bulunmasına karşın, «gamaglobülin» adı verilir.

Bir litre kan plazmasında bulunan 17 gr ga-maglobülinin 15 gramı imünoglobülinlerdir.

Özel fiziksel, kimyasal yöntemlerle imünoglo bülin molekülünün 4 polipeptit zincirinden oluştuğu ortaya konmuştur; 2 hafif (molekül ağırlığı 25 000) ve 2 ağır (molekül ağırlığı 50 000) zincir Bu zincirler, aralarında çift kükürt köprüsüyle bağlanmışlardır.

Antijenle birleşmeyi sağlayan antikor etkinli-ğindeki bölüm, zincirlerin uç bölümlerinde yerleşmiştir (Fab parçası).

Çeşitli imünoglobülin sınıfları

• İmünoglobülin

Günümüzde, antijen özellikleri bakımından birbirinden farklı 5 sınıf imünoglobülin bilinmektedir. İmünoglobülin G (İgG) bunların en çok, ilk ve en iyi tanınanı, tıbbi alanda en önemli olanıdır. Bakteri ve virüslere karşı antikorların büyük çoğunluğunu kapsar Özgüllüğü çok yüksektir.

Bir saldırı (mikrop ya da başka bir etken) sırasında, imünoglobülin M’den sonra, yalnızca 2. olarak olaya karışır.

Eteni geçen ve anne bağışıklığını çocuğun geleceğine aktaran tek imünoglobülindir. Serumda yaklaşık olarak 1,2 gr ‘dır.

İmünoglobülin M

İmünoglobülin M (İgMJ, imünoglobülin G’ye göre daha az özgüldür. Molekül ağırlığı yüksektir (1000 000). Dış saldırıya karşı olaya ilk karışan, ayrıca yeni doğmuş çocukta ilk beliren imünoglobülindir. Serum düzeyi ortalama 0,12 gr %’dır.

• İmünoglobülin A’lar

İki çeşit İgA vardır: Serum İgA’si; salgısı.

Serum imünoglobülin A’smm hem kanda, hem de sıkıca yapışabildiği deride antikor etkinliği vardır.

100 milimetre serumda yaklaşık olarak 0,25 gr’dır.

Salgı imünoglobülin A’sı çok daha önemlidir. Mukozaların salgılarında bulunur: Tükürük; gözyaşı; bronş ve sindirim sistemi salgıları; sidik.

Başlıca rolü mikroplara karşı bölgesel savunmadadır: Ağız, göz, akciğer, sidik yolu, özellikle de sindirim sistemi enfeksiyonları.

• İmünoglobülin D’ler

İmünoglobülin D’lerin rolü henüz bilinmemektedir.

Serumda yaklaşık olarak 5 gr/lt bulunurlar.

• İmünoglobülin E

Kan serumu çok az miktarda imünoglobülin E kapsar: Ortalama 0,50 mgr/lt.

İmünoglobülin E, alerjilerden sorumlu antikorlar oıan reajinlerle özdeştir.

Reajinler bir şok organının (deri, bronş mukozası) hücreleri üstüne tutunurlar. Özgül antijenle temasa geldiklerinde, bir alerji tepkisi oluşur.

Antikorların oluşumu

İmünoglobülinlerin sentezi, plazma hücreleri (plazmositler) içinde yapılır. Bu hücreler kemik iliği kaynaklı lenfositlerden gelişirler. Birincil lenfositler iki ayrı tipte hücre doğurur. Kanda dolaşan antikorlara bağlı bağışıklığa yönelik tip, özel lenf dokusu alanlarında (barsak çeperinde olduğu sanılmaktadır) olgunlaşır. Bu lenfositlere B lenfositleri denir. Daha sonra, antikor sentezi yapma yeteneği olan plazma hücrelerine dönüşürler. Plazma hücreleri, lenf düğümlerinde ve dalakta yerleşir ve ürettikleri- antikorları dolaşıma salarlar. Plazma hücresine antijenin girmesinden sonra, ortalama 6. güne doğru antikorlar belirmeye başlar. Bu, fazla şiddetli olmayan ve kısa süreli ilk tepkidir. İg M’nin belirmesiyle başlar, bunu hemen İgG’nin belirmesi izler. Dolaşan antikor oranı 2. ya da 3. haftanın sonuna kadar yükselir, sonra yavaş yavaş düşer.

Antijen yeniden bedene girerse (birincisinden en erken 2 hafta sonra), antikor oranında erken ve şiddetli bir yükselme gözlenir. Bu, ikinci yanıttır; «geçmişle ilgili yanıt» diye de adlandırılır; çünkü bağışıklık belleğinin bulunmasına bağlıdır. Bu yeniden anımsamanın sonucu olan özgül antikor, aylar, hattâ yıllar boyu üretilebilir. Üretilen imünoglobülinler İg G tipindedir.

Antikorların oluşum mekanizması henüz tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Antijenleri taşıyan taneciklerin makrofajlar tarafından yutulduklarını daha önce görmüştük. Makrofajlar, antikor yapımında temel ara istasyonlarıdır. Makrofajların, antikor üreten hücrelere şifreli mesaj geçiren bir RNA (ribonükleik asit) verdikleri düşünülmektedir.

Sözkonusu hücreler, haberci RNA’nın etkisiyle özgül biçimde etki ederler. Bu bilginin anısını saklar ve bu anıyı «yavru-hücrelere» geçirirler. Lenfositlerin bağışıklık belleği ve bunun kalıtımsal aktarılışı oldukça uzun sürer ve ilk yanıttan (tepkiden) yıllarca sonra bile, antijenin organizmaya yeniden girişinde bağışıklık yanıtını uyandırabilir.

Hücresel bağışıklık

Hücresel bağışıklık bir lenfosite dayanır. Ama bu lenfosit değişik bir tiptendir. B lenfositleri gibi, kemik iliğinin birincil lenfosit hücresinden kaynaklanır. İlikten çıktıktan sonra, timüste olgunlaşır. Bu nedenle, bu hücrelere «T lenfositleri» denir. Geç aşırı duyarlılık olaylarında işe karışan ve antijenin girmesinden 24 ya da 48 saat sonra kendini gösteren hücresel bağışıklığın etkenidir.

T lenfositleriyle bağışıklık özellikleri kazanma biçimleri

T lenfositlerine antijenle ilgili bilginin, kanda dolaşan antikorlara bağlı bağışıklıkta olduğu gibi, makrofajlar tarafından verildiği kabul edilmektedir. Böylece, antijeni tanıma ve ona karşı tepki gösterme özelliğini elde ederler; ama bu işi, dolaşan antikorları olaya karıştırmadan yaparlar (T lenfositlerinin bağışıklık yetenekleri, başka bir kişiye plazma aktarımıyla geçirilemez; yalnızca lenfositler verilerek aktarılabilir).

Duyarlaşmış T lenfositlerinin neden olduğu antijen-antikor tepkimesinin mekanizması henüz bilinmemektedir. Yalnızca kanda dolaştıkları ve sürekli olarak dokulara geçtikleri bilinmektedir. Özgül antijenle karşılaşmaları ve tanımaları, bedene yabancı parçacıkların ya da antijeni taşıyan hücrelerin yıkılmasıyla sonuçlanabilen bir iltihap tepkisi oluşturur.

Hücresel bağışıklık, birçok enfeksiyonda önemli bir rol oynar (verem, maltahumması, mantar hastalıkları). Temas sonucu geçen deri iltihaplarında da rolü vardır. Organ aktarımlarında «red» olayından sorumludur. Özbağışıklık hastalıklarında da önemli rol oynadığı sanılmaktadır.

About the Author

Leave a Reply

You can use these XHTML tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>

Reklam İçin İletişim Adresi: ismail.001@hotmail.com Telefon: 0542 219 21 99