« Çocuğu(Bebeği)Memeden Kesmenin Ruhsal Sonuçları | Main | Çocuğun Onuncu Aydan On İkinci Aya Kadar Olan Yaşamı »
Çocuğun(Bebeğin)Altı Aylıktan Dokuz Aylığa Kadar Olan Yaşamı
By admin | Temmuz 15, 2008
ALTI AYLIKTAN DOKUZ AYLIĞA
Duruş ve hareketler: Çocuk bu alanda giderek daha hızlı gelişmeler gösterir. Yedinci ayda, yüz üstü yatırıldığında, yer değiştiremese bile, göğsünü ve karnını kaldırmayı başarır. Elleri ve dizleri üzerine dayanarak birkaç saniye ileriye geriye sallanır, sonra düşer. Annesi koltuk altlarından tutarsa, dizlerini aniden bükerek bacaklarıyle dansı andıran hareketler yapar. Sekizinci ayda, kimseden destek görmeden oturabilir. Artık sırtı iyice dikleşmiş (doğuşta görülen kamburluk kaybolmuştur) ve öne doğru hafif bir eğiklik kazanmıştır. Bacakları dayanma düzlemi üzerinde bir gönye biçiminde uzanır.
Bu durumda olduğu zaman, hafifçe yana itilirse, düşmemek için kolunu uzatır Bundan sonra,yer değiştirmek için ilk deneylerini yapmağa başlar. Yüz üstü yatırıldığı zaman, kollarını birbiri ardından uzatarak ve aynı zamanda bacaklarıyle tüm vücudunu öne doğru iterek kaymaya çabalar. Böylece kurbağa hareketlerine benzer hareketlerle emeklemeye başlar. Çocuk bu hareketleri özellikle kendisini ilgilendiren bir nesneyi yakalamaya çalıştığı zaman yapar. Ayakta durmasfna yardım edilirse, adım atacakmış gibi, bir ayağını öbürünün önüne koyar. Bu hareketle, henüz birkaç günlük bir bebeğin hareketi arasındaki farkı belirtmek gerekir. Bu iki hareket birbirine benzemekle birlikte, küçük bebeğinki sinirsel bir refleksin sonucu olmaktan öteye gidemez.
Gerçekten de, doğumdan az sonra, bebek bu ilk yürüme refleksini yitirir. Çünkü vücudunun doğuşta kendiliğinden yapabildiği bu hareketleri yeniden yapabilmesi için sekiz aylık sürekli bir çaba ve fiziksel alıştırma gerekecektir. Dokuzuncu ayda, yeni ve önemli bir evre başlar: Çocuk, dizleri ve elleri üzerine dayanarak, bir kedi gibi yürümeyi öğrenir. Bir sandalyeye ya da bir masa ayağına tutunarak, çabucak ayağa kalkmayı başarır. Bundan sonra bahçe adı verilen etrafı çevrili alanda oynamaya başlar; burada, tehlikeden uzak, her türlü hareketi yapabilir. Bahçeler çocuğun düşerek bir yerini acıtmasını önlerler ve kalkması ya da oturması için daha çok tutunacak yer sağlarlar. Bu çağda, bebek ellerinin hareketlerini denetlemeyi bilir. Yedinci ve sekizinci aylar arasında, başparmağını kullanmayı öğrenir. Bu da ona nesneleri daha iyi tutma olanağı sağlar. Dokuz aylık olunca, aynı anda her iki elinde de birer oyuncak tutabilir ve küçük boyutlu nesneleri kavrayabilir. Hangi elini kullanacağı konusunda, henüz açık bir seçim yapamaz, yâni solak olup olmayacağını önceden belirlemek olanaksızdır. İşaret parmağını tutmak istediği nesneye doğru uzatması da parmaklarının oldukça hareketlilik kazandığını tanıtlar. Görme ve dil: Görme mekanizması kusursuz bir biçimde işlediği için, çocuk artık çevresinde olup bitenlere gerçek bir ilgi göstermeye başlar. Başlangıçta, kendini seyreder, çevresindekilerin hareketlerini izler, düşürdüğü nesnelere bakar. Küçük koltuğuna oturduğu ya da bahçesinde olduğu zaman, bütün oyuncaklarını yere atarak ya da dışarı fırlatarak eğlenir. Daha sonra da artık onlara erişemediği için ağlamaya başlar. Dili de çok hızlı gelişir. Kolay söylediği heceleri tekrarlayarak eğlenir ve kısa sürede gırtlaktan sesler (”ga”, “ge”, “ka”,) çıkarmayı başarır; çünkü yutma işlemi boğazın üst bölümüne duyarlılık kazandırmıştır. Çoğu kez çocuk öğrendiği ilk heceleri, (”ma”, “pa”, “ba” gibi sesleri) bir süre sonra tekrarlamaya başlar. Böylece ev halkını heyecanlandıran, ama gerçekte bebeğin henüz anlamını bilmediği ilk “baba”, ya da “dada” sözcükleri ortaya nkar.
Ruhsal yaşam : Yetişkinlerin sözcüklerini ve hareketlerini taklit etmek için tekrarlanan girişimler, belli bir duruş almak için ya da bir nesneye doğru yer değiştirmek için harcanan çabalar çocuğun artık algılarını düzen leyebilmekte, yaptığı deneyleri aklında tutabilmekte ve hatta ilk imgelerini yaratabilmekte olduğunu gösterir. Bu sırada, çocuk ruhsal gelişiminin belli bir evresine ulaşmış olduğu için yeni bir durum meydana gelir. O zamana kadar kendisine yaklaşan herkese gülen bebek, yabancılardan saklanır; onları görmemek için gözlerini kapar; vargücüyle ağlar. Bebek bu davranışı sekizinci aya doğru gösterir. Annesi olmadığı zaman ortaya çıkan bu düşmanlık gösterisi, anne yakında bulunduğu zaman azalır ya da ortadan kalkar.
Çocuk anne varlığının kendisi için güven ve korumayla eşanlamlı olduğu bir döneme gelmiştir artık. Eğer annesi yanında yokken yabancı bir kişinin varlığını duyarsa, kaybolmuş olduğunu sanır. Başkalarına karşı olan saldırganlığı her davranışında kendini gösterir, örtülerin arkasına saklanır; yüzünü önlüğünün ardına gizler ve durmadan ağlar. Bu saldırganlık henüz etkin bir biçim almış değildir. Çocuk vurmak için yumruğunu kaldırmaz; istemediği kişiyi eliyle uzaklaştırmaya çalışmaz. Ama, düşman gibi gördüğü yabancı kişiyi istemediği açıkça bellidir. Annesi sevgisinin tek nesnesidir. Kişiliğinin temel iki iti!imi olan “libido” ve “saldırganlık” açık bir biçimde belirmeğe başlar. Annesi ya da hiç olmazsa yerine geçecek bir yakını olmayan bebeklerde bu davranışın ortaya çıkmadığı görülmüştür. Bu bebekler “iyi” bir gerçek imgesi oluşturamamışlardır; bu bakımdan, yabancı oSan her şey “kötü” ve “düşman” bir gerçek olarak yaşanmıştır.
Bakımevlerine bırakılan çocukların ruhsal ve hareketse! gelişimlerinde ise gecikmeler olduğu görülür. Dış dünyayla bağlantı kurmak ve kişiliğin oluşumunu hazırlamak yönünden annenin var olmasının kaçınılmaz olduğu böylece ortaya çıkar.
Bu dönemden (psikolojik dönem) itibaren, çocuk yeni bir evreden geçer. Hoş ve güzel olan her şeyi annesinden bilir.
Buna karşılık, çirkin ya da kötü bulduğu şeylerden yabancıları sorumlu tutar. Böylece, annesinden hareketle, bir çeşit “iyi” imgesi yaratır. Bu imgeyi önceleri bir güven kaynağı, sonra da taklit edilecek model olarak değerlendirir. Çocuk “iyi” ve “kötü” kavramlarını ancak on sekizinci aya doğru annesiyle bağdaşdırabilecektir. Bu ise, gerçek önünde düşünme ve yargılama yeteneğinin gerçekten bağımsız duruma geldiğini gösterir.
Anneyi görememe ve yabancı biriyle karşı karşıya bulunma, çocuk için, ilk yoksunluğu meydana getirir. Annesinin yerine “değişik” biri çıkmıştır. Çocuk onu hemen bir düşman olarak kabul eder. Kendisini ‘yabancılara terketmiş olmaktan sorumlu tuttuğu annesine gelince, o “kötü”dür. Bu kaçınılmaz olayın olumlu yanları davardır. Gerçekten, çocuk annesiyle başkaları arasında ayrım yapmağa başlar ve annesinin siluetini başkalarınınkinden ayırt etmeyi öğrenir. Eğer annesi her zaman yanında olursa, çocuk kendini gerçekle karşılaştırma fırsatını elde edemez. Annesinin yokluğuyle uğradığı yoksunluklar yine anne tarafından giderilir. Bunun için, annenin, çocuğun yanına döndüğünde, ona doğru hızla gitmesi yeter. Annenin varlığı çocuğun gelişimi üzerinde bu kadar etkili olduğuna göre, bir kadının işi nedeniyle çocuğundan saatlerce ayrı kalması halinde ne olacağını düşünmek gerekir. Çocuk bu durumda bir çeşit öksüzlük çekmeyecek, midir? Bu konuda, kadınm çocuğuna ayırdığı zamanın nitel değerine önem vermek gerekir, ideal olan, annenin zaman bakımından titiz ve etkili varlığıdır. Ama anne bu zaman titizliğini başka işlerini aksatan engel olarak görmemelidir. Tersine, işini sürdürmekle birlikte, çocuğunun yanında kalmayı isteyen kadın elbette ki bu iki durumu bağdaştıracak bir yol bulabilecektir. Böylece zaman kazanmak için başka küçük işleri bırakmak zorunda kalacaktır, örneğin, kendisini evden çıkmağa zorlayan başka nedenlerden vazgeçecektir. Bu özveri anneliği bir mutluluk kaynağı olarak gören bir kadına çok doğal görünecektir. Annenin yokluğu çocuğun gerçeği kavrayabilmesi yönünden yararlıdır. Çocuğun, gerçekle olan ilişkilerini düzenlemesine anne imgesinin yerine geçmeye çalışmadan, hep aynı kişinin yardım etmesi doğru olur.Kenarlarına tutunarak içinde dolaştığı bahçe, kısa bir süre sonra bebeğe dar gelmeye başlar. Bu kez bahçeden dışarı çıkma olanaklarını araştırmaya başlar.
Bebek yedinci aydan sonra özellikle yüz üstü yatırıldığında kıpırdanarak her yana dönebilir. Yine bu çağda, çevresindekilerin hareketlerini taklit etmeye, oyuncaklarla ilgilenmeye, her bulduğunu ağzına götürmeye başlar. Böylece nesneleri daha iyi tanımaya çalışır.
Dış dünyayı tanımaya çalışan çocuk yürümek, emeklemek, ayağa kalkmak ister. Herşey onu düşündürür ve ilgisini çeker. En küçük uğraşlarına bile büyük bir dikkatle eğilir.
Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!
Alt Kategoriler: çocuğun büyüme dönemi, çocuk hareketleri, çocuk hastalıkları, çocuk psikolojisi, dokuz aylık bebek, yedi aylık bebek
Üst Kategoriler Bebek Ve Çocuk Sağlığı |

