Doğal Bağışıklık
DOĞAL BAĞIŞIKLIK
Doğal bağışıklığın etkenleri, hastalık yapıcı etken ile tehdit edilen kişi arasındaki savaşımdan önce de organizmada vardır. Bu bağışıklık etmenlerinin bir bölümü hücreler ve dokularla ilgilidir; ötekiler canlıdaki beden sıvılarında bulunan çözünür maddelerdir.
DOĞAL BAĞIŞIKLIĞIN HÜCRESEL ETMENLERİ
Deri – mukoza engeli
Deri
Sağlam deri, ilke olarak aşılamaz bir engeldir. Burada 3 önemli etmen işe karışır: Mekanik etmen; kimyasal etmen; biyolojik etmen.
Mekanik etmen
Derinin birbiri üstüne dizilmiş 7 katı, bedenin çevresinde esnek, geçilmesi güç bir kılıf oluştururlar. Dış ortamla doğrudan doğruya temasta olan dış tabaka (boynuzsu tabaka) korunmada başlıca rolü oynar. Üst derinin bu tabakası pul pul, gözle görülemeyen pullardan oluşan ince bir toz halinde dökülür (dökülme fazlaysa gözle görülür olur ve «deri soyuluyor» denilir) ve farkında olunmaksızın, alttan sürekli biçimde yenilenir. İnce pullar dökülürler, deriye yapışık tanecikleri de birlikte sürüklerler.
Kimyasal etmen
Derinin yüzeyindeki asit ortamı, salgılanması sürekli olan terle sağlanır. Derinin bu asit tepkisi, normal yaşama ortamları yansız olan zararlı mikropların üreyip çoğalmalarına elverişsiz bir ortamdır.
Biyolojik etmen
Deri üstünde, derinin asit ortamına uyum sağlamış, tehlikeli olmayan bir mikrop topluluğu yaşar. Bu mikroplar boynuzsu tabakanın keratinine yapışmış artıklarla beklenirler ve saprofit (üstünde yaşadıkları canlıya zarar vermeksizin onun artık ve döküntüleriyle beslenen asalaklara «saprofit» denir) mikrop örtüsünü oluştururlar. Saprofitler, beslenme alanlarını korumak için her türlü yabancı mikroba saldırırlar.
Ama bu deri engeli her zaman aşılmaz bir engel değildir. Bazı mikroplar, kesinlikle sağlıklı olan bir deriyi bile aşabilirler. Özellikle Pastorella (veba) ve Brusella (maltahumması) tipindeki mikroplar bu tür mikroplardandır. Bedenin bazı bölgeleri ince ve çok az boynuzsu tabakalı bir deriyle kaplıdır: Dirsek, diz, boyun, koltukaltı, kasık bölgesi gibi kıvrım yerleri. Engelin etkinliği buralarda çok azalmıştır.
Deride doğal ya da kazalara bağlı bazı zayıf noktalar da vardır: Ter çıkış deliği; kıl dipleri; gözle görülmeyen çok küçük sıyrıklar. Bunlara, koltukaltında derinin çok ince olması da eklenir.
Traş olma da, korunmanın azalmasına bir kaynak oluşturur. Kılların çıkış noktalarının genişlemesine, üst deride birçok sıyrık oluşmasına yolaçar.
Mukozalar
Mukoza, bütün doğal boşlukların çeperini döşeyen ve boynuzsu tabakası olmayan bir tür ince deridir. Adını aldığı, «müküs»denen yapışkan bir sıvı salgılar.
Mekanik açıdan, mukozalar deriye göre daha dayanıksız bir engel oluştururlar; bu arada önemli bir etkililikleri vardır. Ama barsak bakterilerinin, mukozayı delerek sağlam barsak çeperinden geçtikleri bilinmektedir.
Mukozaların koruyucu mekanik rolünü Pasteur ortaya koydu. Sağlıklı koyunlara yonca ve şarbon bakterisi karışımı yedirdi (şarbon, koyunlar için öldürücü bir hastalıktır) ve karışıma devedikeni ekledi. Bunun sonucunda bütün koyunlar öldü. De-vedikenleri mukozayı sıyırmış, şarbon bakterileri de bu yarıklardan geçmişlerdi.
Mekanik engel mukozaya, doğal delikler düzeyinde başka koruma etmenleri eklenir: Kirpikler; kıllar, müküs.
Kirpik ve kıllar çok büyük yabancı madde parçacıklarını tutarlar (kirpikler; burun ve kulak kılları).
Müküs, mukoza tarafından salgılanan az ya da çok kalın ve yapışkan bir maddedir. Kıvamı çiğ yumurta akmınkine benzer. Bu yapışkan madde, mikropları sakız gibi sarar, felce uğratır ve parçalı çekirdekli akyuvarların saldırısına bırakır. Kulakta müküs rolünü bir tür balmumu (kulak kiri) oynar. Gözlerde, gözyaşları sürekli bir yıkamayla etki gösterirler. Bu sistemin en gelişmiş biçimi bronşlardadır. Müküs bronşlarda çok yapış-kanlaşır, bronş epitelinin titrek tüyleri de, mikropların dışarı; ağıza doğru sürüklenmesini ve balgamla atılmasını sağlar.
Bundan çıkarılacak sonuç şudur: Mikropların elenmesini ve dışarı atılmasını sağlayan bu fizyolojik aracı ortadan kaldırmamak için, bir solunum yolları enfeksiyonu (sözgelimi süreğen bronş iltihabı) belirtisi olan öksürüğün bütünüyle önüne geçmemek, durdurmamak gerekir. Tersine, müküsün atılması akışkanlaştırıcılarla, balgam söktürücülerle kolaylaştırılmalıdır. Hastanın balgam çıkarması sağlanmalıdır. Aynı nedenle, nezleli bir burnu da kurutmamak gerekir. Asit ortam ve saprofit bitki örtüsünün rolü, deridekiyle aynıdır. Bu rol özellikle dölyolunda önem kazanır. Dölyolu mukozasının tepkisi son derece asittir (bu asit ortam spermanın yaşaması için mutlak gereklidir) ve özel olarak bu asitliğe uyum sağlamış bir mikrop örtüsü barındırır: Doderlein basili.
Bu mikrop, her türlü başka mikrop karşısında son derece etkilidir. Dölyolu salgısında Doderlein mikrobunun yitmesi ya da azalması, üreme yolları enfeksiyonunun önemli bir belirtisidir.
İltihap tepkisi
Deri-mukoza engelinin içine hastalık yapıcı bir etkenin girmesi, damarsal ve hücresel yerel tepkilere yolaçar. Buna, ateş gibi genel tepkiler de eşlik edebilir.
Bu tepkiyi hücre yutarlığı işlemi izler. Mikrobun organizmaya yayılmasını önlemek, yerinde durdurmak ve o düzeyde büyük hücreler tarafından yutularak yokedilmesine çalışmak, yerel iltihap tepkilerini oluşturur. Bu işlem son derece hızlıdır; nerdeyse anında gerçekleşir. İltihap, saldırganın saldırdığı noktada oluşan yerel bir olaydır. Mikrobun giriş yerini çeviren bütün bölgedeki küçük damarlarda (özellikle kılcal damarlarda) genişleme ve şiddetli bir kan akını biçiminde gerçekleşir.
4 klasik belirtiyle kendini gösterir:Kızarma; sıcaklık; şişme; ağrı.
Bölgesel kan akını, genişlemiş kılcal damarlardan kan sıvısının dışarı çıkmasına neden olur.
Kan plazması (kanın sıvı bölümü) olan iltihap, dokudaki şişliğin (ödem) sorumlusudur. Kan plazmasının iltihap tepkisindeki en önemli özelliği, fibrin bakımından zengin olmasıdır. Fibrinin normal fizyolojik görevi, bir yaralanmada kanın pıhtılaşmasını sağlamaktır. Kan içinde çözünür olma özelliği vardır (fibrinojen); ama değişmiş hücrelerle ya da yüzeyle temas ettiği anda sıkı iplikler halinde çökelir.
İltihap tepkisinde, fibrin, enfeksiyon odağını sıkı iplikli bir tür kabuk içine ahr (apselerin çeperi fibrinden oluşur).
Böylece, enfeksiyonu yerinde hapsederek yayılmasını sınırlar. Odak oldukça büyükse, onu birbiri içine geçen ince iplik bölmeleriyle böler ve düşmanın güçlerim ayırarak, bedenin beyaz dizi hücrelerinin saldırısını kolaylaştırır.
Hücreyutarlık (fagositoz)
Doğal bağışıklığın en önemli öğesidir; çünkü enfeksiyona karşı çabuk ve çoğunlukla kesin bir koruma sağlar.
Atardamara klarm genişlemesiyle, akyuvarlar damar çeperini geçerler ve iltihaplı dokulara doğru yayılırlar. Buna «hücrelerin göçü» (diyapedez) denir. Bu göçmen akyuvarların rolü 1882′de Meçnikof tarafından ortaya konmuştur. Damar çeperini geçen akyuvarlar, bir mıknatısla çekiliyormuş-lareasma (bu çekimin mekanizması henüz bilinmemektedir) enfeksiyon odağına doğru yolalırlar. İlk hücre yutarlığı dalgasını, Meçnikof’un «mikrofaj» diye adlandırdığı, beyaz dizinin parçalı çekirdekli hücreleri oluşturur. Sonra daha büyük boyutlu hücreler (makrofajlar) işe karışır ve parçalı çekirdekli akyuvarlara yardım ederler; ayrıca bağışıklığın . hazırlanmasında önemli rol oynarlar. Hücre yutarlığı, yabancı maddelerin tutulması ve hücre içinde sindirilmesiyle sonuçlanır. Bazı durumlarda, hücre yutarlığı, bir iç enfeksiyon- sonucunda oluşan özgül antikorların etkisiyle kolaylaşır. Yakalanan hastalık yapıcı etken, akyuvar ya da makrofajm enzimleriyle sindirilebilir (enfeksiyon böylece.yenilmiş olur) ya da tersine etken hücreyi yıkarak öldürür ve bir irin kabarcığına çevirir. Bazı durumlardaysa, yutulan mikroorganizmalar hücre içinde çoğalırlar: Koli basili ve Brusella gibi bazı bakterilerin ya da virüslerin durumu. Bu durumda, bağışıklık ancak, makrofajlarm hücre yutarlığı yeteneklerinin güçlendirilmesiyle kazanılabilir.

BEDEN SIVILARININ DOĞAL BAĞIŞIKLIK ETMENLERİ
Enfeksiyona karşı direnç, hücrelerin etkilerinin dışında, kanda ve hücrelerarası sıvıda önceden bulunan maddelerin varlığından yararlanır.
Lizozim
Fleming’in bulduğu lizozim, kan serumunda,
sütte, gözyaşmda bulunan ve bakteri zarlarının
bazı bileşimlerini yıkarak etki eden bir proteindir.
Kompleman
Kompleman, bütün memelilerin serumunda bulunan bir protein karmaşasıdır. Bağışıklığın doğal bir etmenidir; bakterilerin çeperini değiştiren ve hücre yutarlığını kolaylaştıran bir etmendir. Ama asıl rolü, sonradan kazanılan bağışıklıktan sonra ortaya çıkan antikorları tamamlamaktır. Antijen -antikor karmaşalarına yapışır ve ilgili antijeni (mikrop ya da hücre) yıkar. Bu özellikten birçok kan tepkimesinde yararlanıldığını göreceğiz.
Properdin
Properdin (latince «perdere», «yıkmak» tan), bazı bakteri ve virüsler üstünde bakteri öldürücü özelliği bulunan doğal bir serum globülinidir. Yalnızca komplemanla bulunduğu zaman etki edebildiği için, doğal bir antikor sayılabilir.
Enterferon
Enterferon, bir virüsün içine girdiği bir hücrede oluşan ve hücreyi başka bir virüsün girmesine karşı koruyan bir proteindir. Bu yeteneğini öteki hücrelere de verir ve bütün dokulara yayılabilir. Virüslere karşı bağışıklığın çok önemli öğelerinden biridir.













Leave a Reply