« Ruhsal Hastalıklar | Main | Psikozlar »
Nevrozlar
By admin | Ağustos 3, 2008
Nevrozlar duygusal bozukluklarla ortaya çıkar. Hasta çoğu zaman durumunun bilincindedir; ancak bu hastalık durumundan kurtulmak için bir girişimde bulunmaz. Nevrozlarla normal davranışlar arasındaki sınırlar Freud’ün ve psikanaliz okulunun her kişide bir bilinçaltının bulunduğunu kanıtlamasından sonra oldukça azalmıştır. Bilinçaltı, psikanaliz okuluna göre, kişinin istemi ve aklıyla çatışan eğilimlerin ifadesidir. Buna göre bir kişinin davranış ve ruhsal durumunun normal olması kişiliğindeki çelişkili eğilimler arasında bir uzlaşmanın, dinamik bir dengenin var olmasına bağlıdır. Kişi, aklının koruyuculuğu altında, heyecanlarını boğmadan denetleyebiliyor ve yönlendirebiliyorsa normal bir kişidir.
Nevroz ile normal durum arasında nitel olmaktan çok nicel farklar söz konusudur. Oysa, nevrozla psikoz arasında, daha belirgin bir fark görülür.
Sıkıntı nevrozu : Nevrozların en tehlikelisidir. Panik yaratarak hastayı felce uğratır. Böylece hastanın her türlü savunma olanağı ortadan kalkar. Sıkıntı nevrozu gerçekten ciddi dış nedenlerden çok, iç huzursuzluklarıyla ortaya çıkan krizler halinde gelişir. Nevrozların sıkıntısı korkudan ayrı bir durumdur. Fizyolojik ve normal bir olay olan korku organizmayı tehlike karşısında uyaran bir işarettir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler korkmayanların tehlikeleri daha zor atlattıklarını ve bunun sonucu olarak daha kısa ömürlü olduklarını ortaya koymuştur. Korku kendisini doğuran öğeye göre yoğunluğunu yitirdiği zaman iç sıkıntısından söz edilir. Sıkıntı çok çeşitli fiziksel belirtilerle ortaya çıkar. Solunum güçlüğü, kalp çarpıntıları, sindirim aygıtında kasılmalar ya da işeme zorlukları bu belirtilerin başlıcalarıdır. İç sıkıntısının kökeni genellikle çocukluğa kadar iner. Küçük yaşlarda çekingen olan ve gece korkulu düşler gören, altı yaşından sonrasına kadar yatağını ıslatan, daha sonraları okul sınavları, askerlik hizmeti, evlenme gibi yaşam deneylerinden korkan kişilerde iç sıkıntısı belirir. En küçük bir aksilik hastanın korktuğu sıkıntı bunalımlarının başlamasına yolaçar. Bu sıkıntılar hastayı birçok yaşam zevklerinden yoksun eder.
Fobi (korku) nevrozu : Genel olarak sıkıntı nevrozunun çok tehlikeli olmayan bir biçimidir. Başka bir deyişle, sıkıntılı kişiler sıkıntılarını ya da korkularını ne pahasına olursa olsun kaçınmak zorunda oldukları çok sınırlı konulara ya da durumlara indirgemeyi bazen başarırlar. Sıkıntının belli konularda toplanması psikolojik açıdan yararlıdır. Çünkü kişiyeyaşamın başka anlarında normal olma olanağı sağlar. Korkuların sınırlandığı konulardan bazıları açık yerlerde dolaşma korkusu (agorafobi), asansör, uçak, sinema, v.b. gibi kapalı yerlerde kalma korkusu (klostrofobi), derin sularda yüzme korkusu, kalabalık karşısında bulunma korkusu (toplum fobisi) olarak sıralanabilir. Fobilerin bir başka türü de mikrop kapmaktan örümcek, fare, yılan gibi bazı hayvanlardan korkmadır. Fobili kişi, duyduğu korkular yüzünden büyük rahatsızlık çeker ve kendini çeşitli zevklerden yoksun kılar. Buna karşılık, bazı fobililer uğraş alanlarını genişleterek korkuyu yenmeye çalışırlar. Böylece bazıları dağcı olup baş dönmelerini ya da tehlikeli bir meslek seçip ölme korKusunu yenmeyi bile başarmışlardır. Fobili kişiler yalnız kalmaktan genellikle korkarlar. Kendilerine güven verecek ve kendilerini koruyacak birinin yanlarında bulunmasını isterler.
İsteri nevrozu : Çok eskiden beri bilinen ve XIX. yüzyıl sonlarında Charcot tarafından da gözlenen isteri krizleri artık pek görülmemektedir. Buna karşılık, bellek yitimi (amnezi), nedensiz ani körlük, kol ve bacakları etkileyerek yürümeyi ve kol hareketlerini engelleyen felçler gibi daha sınırlı bazı olaylar gözlenmektedir. Bu durumlarda yapılan sinirsel muayenelerin sonuçları hastanın son derece normal olduğunu gösterir. Böylece hastaların fiziksel olmaktan çok işlevsel bir bozukluktan yakındıkları anlaşılır. İsterili kişilere çoğu zaman, haksız yere, hastalık hastası gözüyle bakılmıştır. Gerçekte, isteri belirtisi çevrenin dikkatini, ilgisini çekmek amacını güderse de, bu hastanın sorumlu olmadığı bilinç dışı bir mekanizmayla gerçekleşmektedir.
Sözü edilen isteri krizlerini gerçek psikosomatik hastalıklardan ya da organ nevrozlarından ayırt etmek gerekir. Mide onikiparmak bağırsağı ülseri, kimi astım türleri, yüksek tansiyon, kolitler, yarım baş ağrıları başlıca psikosomatik hastalıklardır. Hattâ göğüs anjini ve kalp kası enfarktüsünün, temelinde heyecan ya da ani bir öfke gibi ruhsal etkenler bulunabilir. Psikosomatik hastalıkları isteriden ayıran özellik fiziksel zedelenmenin söz konusu oluşudur. Oysa isteride, neden ortadan kalktığında tamamen iyileşen bir işlev bozukluğu söz konusudur.
Saplantı nevrozu : Hastanın belirli konular üzerinde aşırı titizlik göstermesi olarak tanımlanır. Üzerinde ısrar ettiği konunun saçma olduğunu bildiği halde bundan vazgeçemez. Çok çeşitli olan bu saplantılar çoğu zaman kuşku ya da kuruntu olarak belirirler. Hastalık kapma, kaba sözler söyleme, komşusunu ya da kendi çocuğunu öldürme, anormal cinsel eğijimlere kapılma korkuları sık rastlanan saplantılardır. Bu itilimler manilere ya da düzenli olarak yinelenen bazı hareketlere, örneğin tekrar tekrar el yıkama, yapılan her işi doğrulama, sözcükleri ya da rakamları tekrar ederek kullanma gibi davranışlara yolaçar. Aşırı itilimlerle bu davranışları denetlemek ve yöneltmek için harcanan sürekli çabalar arasındaki bu mücadele, kişide ruhsal enerjinin tükenmesiyle sonuçlanabilir. Bu durumda, hasta bitkinlikten, fiziksel ve zihinsel yorgunluktan, dikkat azalması, uyuşukluk ve uykusuzlukla birlikte görülen bir yorgunluk duygusundan ve çabalarının başarısızlıkla sonuçlanması karşısında düştüğü çöküntü halinden yakınacaktır. Nevrozların tedavisinde, ilâçlardan ve psikiyatri yöntemlerinden yararlanılır. Hafif sıkıntılar ya da tepkisel çöküntüler yatıştırıcı, güçlendirici ya da uyku verici ilâçlarla giderilebilir. Ama, ağır nevroz durumlarında, iyileşme ancak ruhsal tedavi yoluyla sağlanabilir. Hastaya psikanaliz ilkelerine dayanan ruhsal tedavi veya gerekirse psikanaliz uygulanabilir. Ama buna ancak bir uzmana danışarak karar verilebilir.
En yaygın fobilerden bazıları:
a) açıklık korkusu ya da agorafobi;
b) kapalı yer korkusu ya da klostrofobi;
c) kalabalık yer korkusu, insanlardan kaçma;
d) böceklerden ya da genel olarak hayvanlardan korkma;
e) trafik korkusu
f) kızarma korkusu.
Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!
Üst Kategoriler Ruhsal Ve Psikolojik Hastalıklar |

