SPONSORLU BAĞLANTILAR

Sonradan Kazanılan Bağışıklıklar

SONRADAN KAZANILMA BAĞIŞIKLIK

Gerek çözünür madde (zehir), gerek mikrop, gerek hücre olsun,herhangi bir yabancı maddenin organizmaya girmesinden sonra beliren yeni bir tepkiye «sonradan kazanılma bağışıklık» (edinsel bağışıklık) denir. Doğal ya da koruyucu amaçla yapay olarak yaratılan bir enfeksiyondan sonra kendiliğinden kazanılmış olabilir. Yapay olarak kazanıldığında, organizmanın aşılamayla kendi savunma silahlarını oluşturması istendiğinde, «etkin» bağışıklık diye nitelenir. Organizmaya,serum tedavisi aracılığıyla kullanılmaya hazır silahlar (antikorlar) verilirse, «edilgin» bağışıklık diye adlandırılır.

Sonradan kazanılma etkin bağışıklığın temel özelliği, özgül olması, yani yabancı bir maddenin bedene girmesine karşı, bütünüyle bu saldırgana özgü ve öteki bütün saldırganlara karşı etkisiz olan bir koruma aracı (antikor) yapımıyla birlikte organizmanın tepkisidir.

İnsanın dış düşmanlarına karşı savaşının en iyi hazırlanmış ve en iyi düzenlenmiş bölümüdür.

Etkin bağışıklık evrenseldir. Yalnızca insanlara özgü değildir. Bütün hayvanların yanısıra, gözle görülemeyen virüs ve bakterilerde ve bitkilerde de bulunur. Kişisel değildir. Cinse, hattâ aileye göre değişir. Bu özelliği, sözgelimi meyve ağaçları arasmd’aki aşılamayı ve çiçeklerin melezleştirilme-sini sağl&r.

Organizmanın tanımadığı bir mikrobun ilk saldırısı sırasında, bu etkin bağışıklığın oluşması nispeten gecikir ve «gecikmiş bağışıklık» diye nitelenir.

Zararlı bir mikroba karşı organizmanın savunması 3 evrede düzenlenir.

Bu evreleri açıklamak için kuşpalazı (difteri) basilini ele alalım.

Birinci evrede, bademciklerin üstünde beyaz zarlar ve özellikle burunda aşırı irinli sümük salgılamasıyla nitelenen (burun kuşpalazı) mukoza savunması başlar.

İkinci evre, ilk engeller yenilmişse başlar. Etkin bağışıklık, birkaç gün içinde, bu mikrop tarafından salgılanan zehire (yalnızca bu zehire) karşı antikor yapımını uyarır.


Tedavi edilmeyen bir enfeksiyon hastalığının kendiliğinden evrimi, etkin bağışıklık yanıtının gelişmesi ile hastalık mikrobunun yayılma yeteneği arasındaki bir hız savaşımıdır.

Aynı mikrobun ikinci bir saldırısı sırasında, bağışıklık belleği işe karışır. Organizmanın tanınan mikroba karşı özgül savunmaları, bilgisayara benzetilebilecek bir sistemle, bellekte yedek olarak saklanır, zamanı gelince yeniden kullanılırlar. Bu 2. saldırıda bağışık yanıt, yani özgül antikorların ortaya çıkışı hemen gerçekleşir ve mutlak denecek kadar etkililiği vardır. Aynı biçimde, birçok enfeksiyon hastalığında, birinci bulaşma, kişiyi aynı mikrobun neden olduğu daha sonraki enfeksiyona karşı korur.

Ama birkaç kuraldışı durum vardır.

Kesinlikle özgül olan bu bağışıklık, yalnızca birinci bulaşmadan sorumlu mikrop tipine etki eder. Ama bakteri ve virüslerin çoğunun birçok değişik tipi vardır. Bunlar arasında özellikle stafilokok (kan çıbanları), streptokok (antijenler), grip, çocuk felci virüsü (bu hastalığı önlemek için kullanılan çocuk felci aşısı, insan için zararlı olan virüsün 3 tipine uyan 3 kaynaklı bir’karışım kapsar) sayılabilir. Enfeksiyon hastalıklarında tekrar-’ lamalar, çoğunlukla aynı mikrobun değişik tipleriyle olan enfeksiyonlardır.

Korunmanın süresi, saldırganın antijenlik yeteneğine göre değişir. Mikrop ne kadar güçlü antijen özelliğindeyse, korunma da o kadar uzar; bütün ömür boyunca da sürebilir. Bu durumda «kesin bağışıklık» olduğu söylenir (kızamık, kımazıkçık, kabakulak, suçiçeği, kuşpalazı, v.b.).

Buna karşılık, az bağışıklık ve,ren bakteri ve virüsler de vardır ve bunların neden oldukları hastalıklar kolayca tekrarlarlar. Grip virüsünü ve sidik torbası iltihaplarının çoğunun etkeni olan koli basilini bunlara örnek gösterebiliriz.

ETKİN BAĞIŞIKLIĞIN İKİ TİPİ

Kanda dolaşan antikorlara bağlı bağışıklık

Bağışıklığın etmenleri kanda dolaşan kimyasal maddelerdir: Dolaşan antikorlar.

Hücresel bağışıklık

Bağışıklık, hücreler (özellikle lenfositler) tarafından sağlanır; dokularda ya da hastalanan or-’ ganda gerçekleşir. Buna, antijene karşı özel bir yanıt bulunmaması durumu olan etken bağışıklık oluşmaması durumunu da eklemek uygun olur.

BAĞIŞIKLIK YANITININ ETMENLERİ

Bunlar antijenler, antikorlar ve bağışıklık hücreleridir. Antijen saldırgan, antikor savunmanın özel silahı, bağışıklık hücereleri de savunmanın fabrika ve yedekleridir.

Antijenler

Bağışıklık tepkimesini başlatma ve bu tepkimeye katılma yeteneğindeki her türlü molekül, hücre ve yabancı maddeye antijen denir. Bir öğenin antijen olabilmesi için şunlar gereklidir:

— kişinin organizmasına yabancı olması;

— saldırıya uğrayan kişide özgül antikorlar belirmesine neden olması (bağışıklık yaratma yeteneği).

— bu antikorlarla özgül olarak tepkimek yeteneğinde olması.

Bunlar temel kavramlardır. Bununla birlikte, organizmanın normal öğeleri kendi kendilerine karşı antijen gibi de davranabilirler (özbağışıklık hastalıkları).

Temelde şunlar ayırdedilir:

— antijenin kaynağına göre, aynı türün değişik kişilerinden gelen aynı türden antijenler ya da izoantijenler (sözgelimi, B grubundan bir kişi için A grubundan bir kişinin alyuvarları) ve bir hayvan ya da bitki gibi başka bir türden gelen farklı türden antijenler ya da heteroantijenler (mikroplar, at serumu, v.b.);

— antijen yeteneğine göre, güçlü antijenler (çok küçük dozları, büyük miktarda antikor oluşmasına yolaçar) ve zayıf antijenler (antikorların belirmesini başlatmak için büyük dozlarda ya da tekrar tekrar organizmaya girmeleri gerekir);

— «hapten» adı verilen tam olmayan antijen ler. Bunlar protein olmayan, genellikle hafif molekül ağırlıklı, yalnız başlarına antikor oluşmasına yolaçmayan maddelerdir. Ama taşıyıcı proteinlere bağlanarak, organizmanın bu proteinlerini antijene dönüştürebilirler. O zaman hemen antikor yapımı başlar. Antijen ve antikorun karşılaşmasının yolaçtığı bağışıklık tepkimesinin özgüllüğü, haptene karşı yönelir.

Hapten kendine uygun taşıyıcı bir molekül bulursa, özgüllüğü hapteninki gibi olan bir tam antijen oluşturur. Hapten, özgüllüğü taşır; ama etkin bağışıklık yanıtını (antikor) başlatmak için, tam antijen gereklidir. Buna paralel olarak, haptenden yoksun taşıyıcı büyük molekül, yalnızca yerel iltihap tepkimesi başlatabilir (iltihap ve hücre yutarlığı).

Antijenlik etmenleri

Antijenin yapısı

Antijenlerin çoğu büyük moleküllerdir: Molekül ağırlıkları yüksektir. Molekül ağırlığı 10 000′in (hidrojen atomu ağırlığının 10 000 kati; bir su molekülü ağırlığının yaklaşık 550 katı) üstündeki maddelerin çoğu, antijen yapısındadır.

Genellikle, insan hastalıklarından sorumlu antijenler biyolojik kökenlidir: Bakteriler; virüsler; asalaklar; mikroskopik mantarlar; hücre yıkım ürünleri; v.b.

Ağır moleküllü proteinlerin hemen tümü antijen özelliğindedir: Yumurta albümini ve kan serumu albümini; mikroplar; asalaklar; kas ve hücre yıkım ürünleri; v.b.

Şekerler (glikoz gibi monosakaritler), antijen özelliğinde değillerdir; ama büyük boydaki bileşimleri (polisakaritler) antijen özelliğindedirler (yüksek mantarlar:- salyangoz; suyosunu; bitki zamkı; özellikle mikropların dış kılıfı).

Yağlar ya da lipitler, antijen özelliğinde değillerdir: ama çoğunlukla hapten gibi etki edebilirler. Ne var ki, hayvan ya da mikrop organizmalarında olduğu gibi, çok sayıda şeker ve yağ, proteinlere bağlı olarak bulunurlar (glükoproteinler; lipoproteinler); biyolojik kaynaklı hemen her türlü yabancı maddenin, güçlü bir antijen olduğu söylenebilir.

Bu büyük molekül «kural»ı mutlak değildir.

Gerçekten küçük boyutlu bazı proteinler de antijen özellığindedirier. Bunlar özellikle hormonlardır: Pankreasın salgıladığı insülin ve glükoagon; hipofizin salgıladığı ACTH.

Buna karşılık, büyük boyutlu bazı bileşimler de antijen özelliğinde değillerdir; sözgelimi, dekstran polisakaritinin molekül ağırlığı 100 000′den yukarıdır ve kan proteinlerininkine yakındır. Bu durum, şok tedavisinde kan ya da plazma yerine tehlikesizce bunların kullanılmasına olanak sağlamıştır.

Kendileri antijen özelliğinde olmayan küçük boyutlu bazı kimyasal moleküller, deri ve mukozaların proteinlerine katılarak antijen olabilirler (haptenler); bu moleküller özellikle temas alerjilerinden sorumludurlar.

Temel olay, bütünüyle ele alındığında antijen molekülü değil, yüzeyindeki antijen özelliğinde. kimyasal olarak tanımlanmış maddelerin oluşturduğu .yalın yapıların varlığıdır. Yapılarına sıkıca bağlı olarak kendilerine özgü antikor yapımını isteyen bunlardır.

Organizmaya yabancı özellik

Yalnızca organizmaya yabancı moleküller, hücreler, mikroplar, virüsler, v.b. antijen özelliğinde-dirier. Bu kural bozulduğu anda, özbağışıklık hastalıkları oluşur.

Burada bir sorun ortaya çıkar. Neden besinler, özellikle protein bakımından zengin etler (tümü yabancı kökenli maddelerdir) antijen gibi davranmazlar.

Aslında, damar içi yoluyla verilen besinsel bileşimlerin çoğu şiddetli, hattâ öldürücü bir bağışıklık tepkisine neden olurlar. Bağışıklık tepkisine yolaçmadan besinleri özümlemeyi sağlayan şey sindirimdir. Sindirim olayları, besinleri yapı taşlarına yıkar, değiştirir, yeniden sentezini yaparlar ve kana yalnızca, antijen özelliğinde olmayan küçük moleküller haline gelmiş bileşimleri geçirirler. Böylece molekül ağırlıkları İ0O 000′i bulan, hattâ aşan besin proteinleri, molekül ağırlıkları 200′ün altında olan aminoasitlere parçalanırlar.

Sonuçlarsak, organizma böylece, kendine bütünüyle yabancı öğeleri özümler; sindirim, çok geliştirilmiş mekanizmalarla, bu yabancı öğeleri her türlü antijen özelliğinden yoksun yalın moleküllere dönüştürür; sonra karaciğer (yalnız başına değil, ama başlıca rolü oynar), bu yalın moleküllerden, yaşama gerekli karmaşık öğelerin sentezini (bireşimini) yapar.

About the Author

Leave a Reply

You can use these XHTML tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>

Reklam İçin İletişim Adresi: ismail.001@hotmail.com Telefon: 0542 219 21 99