Yaşlılık
Tarih öncesi devirlerde insan ömrü otuz yılı geçmiyordu. Bugün ise batı ülkelerinde ortalama insan ömrü yetmiş yıl dolaylarındadır. Sağlık bilgisinin ve tedavi biliminin çağlar boyunca gösterdiği gelişme, insanları tehdit eden başlıca hastalıkları geriletmiştir. Bununla birlikte, bugün bile, bazı geri kalmış ülkelerde ortalama insan ömrünün kırk yılı bulamadığı da bir gerçektir. Bu ülkelerde sağlık koşullarının yetersizliği salgınların ve bulaşıcı hastalikların ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır. Söz konusu hastalıklar kalkınmış ve sanayileşmiş ülkelerde uzun zamandır ortadan kalkmıştır.
Bugünün insanı atalarından daha uzun bir ömür yaşamaktadır. İnsan ömrünün uzamasının ekonomi, toplum ve sağlık alanlarında kuşkusuz birtakım etkileri olacaktır. Her şeyden önce, yaşlıların toplam nüfusa oranı sürekli olarak yükselecektir. Bu olay bütün batı ülkelerinde görülmektedir, örneğin Fransa’da, her üç yetişkine karşılık bir yaşlı bulunmaktadır. Toplam nüfusun yaklaşık olarak yüzde 16’sını yaşlı kişiler oluşturmaktadır. Bu yaşlıların çoğunun yaşı 70′ in üstündedir. Başka bir deyişle, genellikle hiç bir mesleksel etkinlik göstermeyen ve haklı olarak bakım ve yardıma gereksinme duyan, erkekler ve kadınlar söz konusudur. Başlangıçta moral ve toplumsal kökenli olan bu sorun, artık ekonomik bir niteliğe bürünmüştür. Hemen belirtelim ki, organizmada, görünüşü ve yetenekleri bazen bir takım fizyolojik ve psikolojik olayların ortaya çıkmasına yolaçsa da, yaşlılık bir hastalık olarak ele alınamaz. Kişi olgunluk çağına ulaştığında organizmada bazı aksaklıklar belirir ve bu aksaklıklar bazı hastalıklar sırasında etkinliklerini arttırırlar. Bütün bunların bir sonucu olarak tıp biliminin yaşlılığı konu edinen bir dalı gelişmiştir. Yaşlılık bilimi (jeronto-loji) adı verilen bu bilim dalı yaşlılığın ortaya koyduğu tüm sorunları inceler ve özellikle yaşlılara özgü hastalıklar üzerinde durur.
Önce şu kavram üzerinde iyice durmak gerekir: Yaşlılık gözelerde, organlarda ve işlevlerde genel bir gerileme süreciyle birlikte gelişir. Bu durumda, bir organın sözün gerçek anlamıyla hasta olduğu söylenemez, ancak çaba gösterme yeteneğini giderek yitirdiği görülür. Hiç bir dokusal bozukluk göstermemesine karşın, kendisi için gitgide daha yorucu hale gelen bir işi yapmaktan bitkin düşen kalbin durumu buna tipik bir örnektir.
Gözelerin yaşlanması bazı hastalıkların vücutta yerleşmesini kolaylaştırır. Bu, deneyle saptanmış bir gerçektir. İstatistiklere göre, insanın giderek daha uzun bir ömür yaşadığı her yerde, bu durumlara gittikçe daha sık rastlanmaktadır. Örneğin kanser yıpranmış gözeleri daha kolay etkiler. Bu nedenle, dokuları erkenden bozan alkol ve tütün kanserin vücuda yerleşmesini kolaylaştırır.













Leave a Reply